Pull That Thread Everything is Connected If You Stretch It Long Enough

Uyum Sağlamazsan, Yutulursun!

Posted on July 24, 2013

<< For ENGLISH version

Gezi barricade

(Makaleyi  orijinali İngilizce makaleden çevriri için
Miraç Can Uğur'a
ve çeviri tetkiki için Dr. Altay Ünaltay'a
teşekkürü bir borç bilirim. Diane Bogosian.)

Gezi Parkı Eylemleri İçin Bir Gerçeklik Testi. Artık Çok Mu Geç?

Gezi gösterilerinin bitişinin işaretleri Jenny White’ın (her hangi bir şekilde otoriter veya uzman işi olmasa da) ufuk açıçı blog mesajında belgelenmiş ve Nicole Pope’un Gezi Parkı'nın "son başarısı" olarak Today’s Zaman’daki “Birşey değişti mi?” makalesinde 'resmileştirilmiş'ti.

Yazarlar hayat boyu başarılarınızı kutlamaya başladığında gerçekte söyledikleri şey, ömrünüzün sona erdiğidir.

Kamilpasha.com’da yayınlanan analizinde White, “Taşra için Gezi olayları başka bir gezegende yaşanıyor gibi.. Olaylar insanların o kadar ilgisini çekmiyor; mesele bir grup fanatiğin (hooligan) işi ve onların da kontrol altında tutulduğuna eminler.” Pope, White’ın ifadesini kullanarak şöyle bitiriyor; “göstericiler en azından Gezi Parkı savaşını kazanmış gibi gözükseler de taşralılar hükümetin çizgisini takip ediyorlar” ve protestolar ihtiyaç duyduğu geniş desteği kazanamayacak. Pope’un cümleleri ne kadar Gezi’yi desteklese de, yazısında Gezi’nin hala sıcak bedeni üzerine atılan toprağı görmezden gelmek mümkün değil.

Peki yanlış giden neydi?

Siyasi partilerin aksine, ‘eylemler’, etkisini zayıflatan zıt öğeleri kolaylıkla tecrit ve tasfiye edemez.  Bu sorun, çeşitli cephelerden gelen karşıt hamlelere karşı, eylemin ve yarattığı algının bütünlüğünü korumak için yürütülecek stratejilerin eksik olmasıyla da katmerleşir: ‘Resmi’ düşmanlar, dostların ofislerinden yaptıkları beyanların rotada yaptığı sapmalar, gündemi saptıran ve dost gözüken fırsatçılar ve özel mülklere saldırmak ve taş atmak için katılan katıksız fırsatçılar gibi.

Öte yandan, Gezi Eylemlerine en büyük zararı giderek kendi içine kapanması (‘self-absorbtion’) vermiştir; grubun devam sebebinin, ilk başta grubu bir araya getiren dış etkenler değil, artık  bizzat kendi varlığı olacak şekilde organizasyonların içe yönelik hale gelme eğilimi. Bu durum, grubun somut ve ölçülebilir hedefleriyle (gezi olayında "parkı kurtar, AVM yaptırma"), grubun eylemleri arasında artan mesafeyle de kanıtlanabilir.

Herhangi bir hedef veya oraya nasıl varacağımızı söyleyen bir yol haritası olmadan ‘Özgürlük’ ve ‘Zorbalıkla Savaşmak” gibi soyut amaçlar için toplanmak, her sorumlu aktivist için alarm işareti olmalıdır; eğer protesto ettiğiniz şeyler hesaplanamaz veya herhangi bir spesifik, somut amaca götürülemezse, bir şeylerin yanlış olduğunu bilmeniz gerekir.

Eğer kazandığınızı nasıl anlayacağınızı bilmiyorsanız, çoktan kaybetmişsiniz demektir.

White, romantizmi sanık koltuğuna oturtuyor; ve sorgulanmamış romantik düşüncelerin güçlü (romantik düşünürler tarafından ‘planlama’nın ‘kötü’ olduğu düşüncesiyle çoğunlukla reddedilen) pragmatik liderlikler olmadan grupları kör edebileceği düşünülürse, bunu yapmakta haklı da. White’ın kelime seçiminde, ‘romantikleşmiş’ sözcüğü, Gezi göstericileri gibi toplumdaki rolü hakkında alışılmadık bir şekilde güçlü paylaşılmış algılara sahip olan tüm gruplara çoğunlukla savsakladıkları bir iş hakkında ipucu veriyor: Gerçeklik kontrolü. (Reality-Check)

Grubun kendine yönelik algısını gerçek tutacak, düzenli, ‘acı hakikatin’ gerçeklik kontrolü olmadan, grup çoğu zaman ne zaman rota değiştireceğini ve ne zaman rotada kalacağını bilemez. Gerçeklik kontrolleri olmadan, bu tip kontrollerden öğrenilenleri almadan ve uygulamadan, neyin gerçek olduğu hakkındaki paylaşılan algı, ‘dış’ dünya giderek düşmanlaştıkça ve grup kendi içinde tasdik aradıkça, daha derine doğru büyüyen bir ortak sanrıya dönüşür (1980’lerde A.B.D’deki hippileri düşünün).

Gerçekler gerçek olarak algılanmak yerine, –neden ve nasıl doğru oldukları düşünülmeksizin- sizi zayıflatmaya çalışan düşmanlar tarafından üretilmiş provokasyonlar kabul edilir. Bu iş dünyasında iyi bilinir –hiçbir zaman pazar payının düşmesini böyle yorumlayan başarılı bir marka göremezsiniz, çünkü öyle yorumlayan kısa sürede pazar dışında kalır. Aklını kaybetmek, pazar payını, bu da kârı kaybetmektir. Kârı kaybetmek ise o ‘marka’nın varlık sebebinin kalmaması anlamına gelir.

Bu, ister siyasi parti, ister eylem hareketi, isterse bir tahıl markası olsun böyledir; kârınız dolarla, güçle veya özgürlükle ölçülse de farketmez.

 

Nerede durduğunuza dair gerçekçi bir düşünceniz yoksa, çoktan düşmüşsünüz demektir.

 Taşralılar tarafından benimsenen hükümet çizgisi, çok fazla  "pazarlamaya"  ihtiyaç duymadı. Öte yandan, ilk baştaki zaferlerinden sonra, ‘eylem’ gerek kendi üyelerine, gerekse de İstanbul’un dışında yaşayanlara,  kendi perspektifine çağıracak manalı bir şey söyleyemedi. Göstericilerin ‘"gerçeğini", onları analiz eden ve  eylemlerini yorumlayan başkaları yerine, kendileri anlamanın  sorumluluğunu sahiplenmemeleri, kendi içlerine çekilmelerini getirdi. Bu, hem eylemin meşruiyeti için iddia edilen (hatta uydurulan) adaletsizliklere karşı üstlenilmesi gereken sorumluluğa, hem de yabancılaştırılmış ve toplumun kenarında yaşayan kesimleri eyleme katmak için ortaya çıkan fırsatlara karşı körleştiren bir durumdur.

Stratejik açıdan bakılırsa, Gezi Eylemcileri, hükümetin (ve sermaye merkezli müttefiklerinin) gerçek bir tehdite karşı stratejik olarak rasyonel karşı-hamlesini engellemekte başarısız oldu.

Gezi için, esnafın uğradığı finansal zarar ve vandalizme verilmesi gereken cevap, sorumluluğu üstlenmek olmalıydı. Bu suçu üstlenmekle aynı şey değil ancak, daha çok, bir kimsenin eylemleri sonucunda ortaya çıkan sonuçların sorumlusu olduğunu kabul etmesidir. Gerçek gerçektir; taşa kazınmış gibi somut değil de oyun hamuru gibi oynanabilir olması halinde de, çıkan sorunların kimin hatası olduğu veya asıl kurbanın kim olduğunu tartışarak (özellikle de kendinin propagandanın kurbanı olduğunu iddia ederek gerçek kurbanları inkârla) sorunları ağırlaştırmak yerine, o gerçeği  şekillendirmek için yapılabilecek her şeyi yapmak gerekir.


‘Yeter Yeter Demektir’

Gerçeğe dair stratejik düşünmenin neden önemli olduğunu anlamak için, White’ın bloguna (kocasının Taksim’de iş yapan küçük bir esnaf olduğunu söyleyen)  Snysny’nin yazdığı yoruma bakmak yeterlidir:

“Yeter artık. Şiddetli ve çatışmalı gecelerle geçen her haftasonu işlerin daha da azalması anlamına geliyor. Beyoğlu, ve özellikle İstiklal, ilerleyen yıllarda büyük değişimler geçirecek; küçük kafe ve restoranlar yerini büyük şirketlerin mekanlarına bırakacak. Sonuç, büyük sermayenin küçük sermayeyi yutması olacaktır.

Bu, aslında, AKP’nin sert polis müdahalesi politikasının getirdiği bir şey. Ve Gezi ruhu, toplumun belirli bir kesimi için ne kadar ileriye götürücü olursa olsun, bunu önlemede acizdir.”

Göstericiler şeker komasından (çocukların çok şeker yemesi türünden ç.n.) çıkıp, gerçekten işi batırdıklarının farkına varmak zorundadır. Gerçekte tek kazançları polisten daha çok şiddet görmek ve küçük esnafa daha çok zarar vermek olan gösteriler için çağrılar yapmaya devam ediyorsunuz. Arkadaşlarınıza, komşularınıza ve temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz insanlara daha çok zarar verdiğinizi görürken, stratejik olarak mı düşünüyorsunuz? Belki  bu, gayet yerinde bir strateji olarak görülebilir –hükümetin ayyuka çıkmış  reaksiyoner tavrıyla çatışmak ve topluma yönelik otoriter tabiatını teşhir etmek- ama ne için? Bir sonraki hamle nedir? Hangi eylem planına hizmet ediyor?

İlk baştaki sert polis müdahaleleri açık bir şekilde göstericilerin işine yaramıştı ve çevre iş yerlerinden popüler bir destek kazanmışlardı. Öyleyse, neden böyle olmaya devam etmedi? Ve başta öyle olmasını ne sağlamıştı? Böyle kitle gösterileri için –bu tip gösterilerin üretkenliği tükenmiş olmasına rağmen tekrar ve tekrar- çağrıda bulunurken hangi strateji (örneğin, Gezi Parkına buldozerlerin girmesini önlemek için işgal etmek gibi) öne sürülmüştür?

Gösterilerinize asla katamadığınız esnafa gelen zararı görmediniz mi? Birileri görmüş olmalı. Gerçekten o tazyikli suyun, biber gazlarının, sokağın kapatılmasının ve kaosun sadece sizi cezalandırmak için olduğunu mu düşündünüz?  Birileri öyle olmadığını biliyor olmalı. Eğer sürekli yapılan kitle gösterilerinin amacı polis müdahalesine maruz kalmaya devam etmekse, bu sizin ne işinize yarayacaktır? Eğer öyle değilse, amaç nedir?

Ring Around the Rosie

Oyun, "Kutu Kutu Pense" Oyunu değil, Satrançtır

Gezi’nin en büyük hatalarından biri, oyun gerçekte satranç oyunuyken, çocuk oyunu sanılmasıdır. (Yazarın kullandığı, ‘Ring Around the Rosie’ adlı çocukların elele tutuşup halka içinde döndüğü bir çocuk oyunu ç.n.)

Kitle gösterileri işe yaramayı uzun zaman önce bıraktı, bu, tam da bir soruna dönüştükleri zamana işaret ediyor. Grubun ‘kitle toplantı’larının, medyanın iyimser ilgisinden olumsuz ilgisine doğru gerçekleşen değişimi hızlandırmak için (adeta!, ç.n.) stratejik bir şekilde örgütlendiğini iddia etmek, makaleye 5000 kelime daha eklemek demek. Şunu söylemek yeterli: İyi bir stratejik provokasyon ‘sevgi tüm ihtiyacımız olan şey’ fikrini besler, böylece grubun gücünü, onları ilk başta BİRLEŞTİREN somut ve elle tutulur meselelerden, "elele vermenin insanlara asıl güç veren şey olduğu" (naif, ç.n.) düşüncesine yönlendirirdi.

Bir hükümet için belli bir topluluğu, vandal çetelere dönüştürerek statükoyu korumak, somut ve anlaşılır adaletsizliği halkın kendi iradesi gibi gösterip statükoyu meşrulaştırmaktan daha kolaydır. Gördüğümüz gibi, asıl sonuç alan bu oldu, bir yere yığılıp durmak değil!

Gezi’nin Başarısızlığı, ‘Orantısız’ müdahale tarihini (gerçeğini) yeniden yazdırdı..

Gezi yapacağı manevraları tüketti. Hükümetin kaba güce dayalı cevabının, tüm dünyadan gelen eleştirilere bakarak, iktidarı ne derece yıprattığına bakıldığında, Gezi’nin toplanmaya yönelik sürekli çağrıları, bu otoriter hükümete tepkiyi –Gezi’nin tek varlık sebebi- giderek aşındırdı ve sonunda müdahaleyi "meşru" kıldı.

Gezi, tüm stratejistlerin o yaygın hatasını yaptı: Bugün doğru olan şeyin yarın da doğru olacağı inancı. Gezi tarafından yapılan bu hatalar sadece avantajlı tarafı değiştirmedi, aynı zamanda tarihin nasıl hatırlanacağını da yeniden yazdı. İnsanlar en son yaşananlara daha çok kıymet vermeye eğilimli oldukları için, en başta Gezi hareketini başlatan barışçıl gösterilere uygulanmış orantısız polis müdahalesinin hakikati, popüler analizleri çok az etkileyecektir.

Bir Stratejistin Defterinden Bazı Tüyolar

Gösteri bir çay partisi değildir. Protesto etmek, düşünmemeyi gerektirmez. Tahmin yürütmek ve teorize etmek zorundasınızdır. Eğer bir taktiğin, ‘tek yapacağınız’ olduğuna inanmaya başladıysanız, o anda onu bırakmanız ve daha farklı ne yapılması gerekir diye düşünmeye başlamanız gereklidir. Çünkü eğer sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse, her şey çivi gibi gözükmeye başlayacaktır. Bu sinsicedir çünkü grup, onu daha önce büyüten ve birleştiren eylemleri tekrarladıkça daha çok büyüdüklerini ve daha çok birleştiklerini zanneder –ama öyle değildir. Stratejik kural 101: Daha önce işe yarayan, işini tamamlamıştır; çünkü düşman onu öngörmemişti. Örneğin, Gezi ‘duran adam’ eyleminden beklenmedik bir yükseliş kazanmıştır çünkü karşı taraf bunu daha önce görmemişti, ama öğrendi ve uyum sağladı. (‘Star Trek’ dizisindeki ‘Borg’u düşünün.)

Halkı temsil etmek istiyorsanız, hiçbir zaman kendinizi kurban gibi görmemelisiniz. Birçok gezi eylemcisi, grubun eylemlerine bağlı olarak gerçekleşen birçok şiddet ve saldırı olayını, bu olayların ‘Gezi ruhunu yansıtmadığı’ gerekçesiyle reddetti –bir başka deyişle, saldırılan kadınlar değil veya zarar gören dükkanlar gerçek değildi, ‘Gezi’nin temiz ismi’ne saldırılmıştı. ‘Gezi’nin savunduğu şey ‘Gezi’ydi. Sizce bu durum, bu kadınlar, aileleri ve arkadaşları nezdinde nasıl karşılık buldu? Ve bunu düşünürken; Gezi nasıl olur da ‘temiz’ isminin zayıflatılacağı düşüncesiyle herhangi bir sorumluluğu üstlenmekten kaçınır? Eğer eylem üslubunuz bunun olmasına müsaade ediyorsa, bazı şeyleri farklı yapmalısınız ya da evet, (kaçtığınız, ç.n.) ‘sorumlulıkla’ birlikte gelen kaçınılmaz gerilemeyle yüzleşmelisiniz. Suçlu ‘siz’ değil, ‘provokatörler’ olsa bile –eğer organizasyon, haberleşme, ve koordinasyon problemleriniz varsa, ve bunları çözmek için hiçbir şey yapmamaya devam ediyorsanız, evet, sorumlusunuz.

Sosyal medyanın şeytani yönü, size gerçekte olduğunuzdan çok daha önemli olduğunuzu hissettirmesidir. Çünkü sosyal medya, az yada çok, bir grup ben’in kendileri hakkında konuşmasıdır.

Romantizm, White’ın verdiği manayla, anlamlı bir değişimi getirecek zor işleri yapmaya niyetli olmayanlara takılan bir hüsn-ü tâbirdir.

Gezi eylemleri, tavsiye verilecek noktayı çoktan aştı ve bir çözümden çok bir probleme dönüştü. Kanaatimce göstericiler iyi bir çıkış yakalamıştı ancak artık (acı, ç.n.) gerçeği kabul zamanıdır.

 Merchants

Dağılın.

Tüm bir bölgeyi kapatan ve küçük esnafın geçim yolunu tıkayan geniş kalabalıklar halinde toplanmayı bırakın. Onların geçimini çökerten bu halden vazgeçin. Esnafın eğilip bükülmesini ama kırılmamalarını beklemeyin. Bir ağaca gösterdiğiniz saygıyı onlara da gösterin.

Birliğin birçok ifadesi vardır. İçe kapanmaktan vazgeçin,  ikili üçlü gruplar halinde vakit harcayın. Ailelerinizle vakit geçirin. Alışverişe gidin. Bir şeyler yemeye çıkın. Biraz para harcayın. Kendi eylemlerinizden etkilenen kesimlere daha çok para harcayın. Taksim duyduğuma göre güzel bir yer. Küçük gruplar halinde saatlerce oturun konuşun ve bol bol çay için, ısmarlayın. Veya biraz toplumsal hizmet (kamu yararına bir şey) yapın.

Eğer bir şey bozuksa, tamir edin. Eğer bir şey eğilmişse, düzeltin. Eğer biri yere düşmüşse, onu kaldırın. Eğer birleşecekseniz, PayPal üzerinden (para yardımında, ç.n.) birleşin ve birinin kirasını ödeyin.

İneklerinin sağılması gereken insanlar, ineklerinin sağılmasını isterler. Gidin ve bir inek sağın. Çitleri onarmaya başlayın.

Evet, bu içgüdünüze karşı, ama toplanmayın, çetelere dönüşmeyin. Şunları diyen tweetler atmayın: “naber genç arkadaşlar Hepimiz x,y ve z’de toplanıp şuna desteğimizi neden göstermiyoruz/neden protesto etmiyoruz...” Ağustos böceğinin vakti geçti. Ağustos böceği olmanıza gerek yok artık. Bireyler olun. Kolunuza mavi kolluklar veya bileklikler giymeyin. Esnafı desteklediğinizi, esnafa ilana kalkmayın. Sadece destekleyin.

 

Dağılın.

‘Gezi’yi (lüzumsuz yere, ç.n.) önplana çıkarmaya çalışan artniyetli kişileri bu yolla deşifre edin. Ortaya çıkamazlarsa birşey elde edemezler ve rüzgara kapılmış duman gibi dağılacaklardır. Kitlesel eylemlerde hiçbir gerçek Gezi protestocusunun bulunmayacağı kanaati, yaygın kanaate dönüşsün. Hangi tip davranışın, hangi tip ruhun Gezi’ye ait olmadığını göstermek mi istiyorsunuz? İnsanlara gezi-olmayanı tanıyabilecekleri somut ve kavranılabilir bir yol verin.

Dağılın ve aranızda saklanıp size zarar verecekler, sizin gibi gözükecekler, kitlenizden ve büyüklüğünüzden faydalanmaya çalışacaklar saklanacak bir yer bulamasın.

İyilik yapan tüm hareketlerin Geziye katılmasına izin verin. İzin verin ki, kavgacı tüm hareketler de Gezi’den uzak sayılsın.

Dışarı çıkın ve gerçek insanlarla konuşun. Mahallenizden çıkın ve sonuçlarıyla yüzleşin.  Başkalarına katılın. Sorular sorun, ve cevaplar aldığınızda savunmaya geçmeyin. İnsanlara ne düşünmeleri veya ne düşünmemeleri, ne düşündüklerinden veya düşünmediklerinden dolayı ne olduklarını söylemeyi bırakın: unutmayın, gerçeklik değiştirilebilir. İnsanları ne düşündüklerinden veya düşünmediklerinden dolayı suçlamayı bırakın ve zihinlerini değiştirin. Onu dinleyerek ve anlamaya çalışarak düşmanı nasıl yeneceğiniz konusunda çok şey öğrenebilirsiniz. Sizinle birlikte olmayanların size karşı olduğunu varsaymayarak çok şey kazanabilirsiniz.

Dağılın.

Ve iş bittiğinde, başka bir şey yapın. Dün işe yarayan bugün işe yaramıyor. Bugün işe yarayan da, yarın işe yaramayacaktır. Topa doğru koşmayı bırakın, topun olacağı yere koşun.

İşlerin gidişatını değiştirmek istiyorsanız, yarattığınız değişimle değişmeyi göze almalısınız. Özgürlük, adalet, barış –bunlar süreçlerdir, ürünler değil; yolculuklardır, varışlar değil. Bir grup ne zaman tek bir doğru yol olduğuna ve kendilerinin de bu yolda olduğuna inansa; ne zaman çözümleri sadece kendilerinin getirebileceğine ve sadece kendilerinin önemsediğine inanmış olsa, o zaman tehlikeli olmaya başlamışlar demektir. O zaman yeni bir protesto için bir problem haline gelmişler demektir. Eylemlerinizle yarattığınız yeni gerçekliklere uyum sağlamazsanız, o zaman, yarattığınız yeni gerçekliğin, değiştirmek istediğiniz gerçeklikleri koruyan kimselerce yorumlanmış hali tarafından yutulursunuz; veya yeni gerçekliklerin, statükonun sizin istediğiniz yönden başka yönde değişmesini isteyenlerin manipüle ettiği hali tarafından yutulursunuz.

Etkiye sahip olmanız, istediğiniz etkiye sahip olduğunuz anlamına gelmez. Eğer bir plan yapmazsanız, başka biri sizin yerinize bir plan yapacaktır.

Eğer yarattığınız yeni gerçekliklere uyum sağlamazsanız, sizin için yaratılmış yeni gerçeklikler tarafından yutulursunuz.

Doğruluğunuzun zamanla değişmediğine, yargılarınızın gururunuzca bozulamaz olduğuna veya yarattığınız karışıklığın başkalarının temizlemesi için olduğuna inanacak kadar kibirli olmayın.

O ‘öteki’nin işi, hatırladın mı?

gezi crowd

Be Sociable, Share!
My Name
Diane Bogosian
 
Chicago
Print This Post Print This Post
Comments (0) Trackbacks (0)

No comments yet.


Leave a comment


*

Trackbacks are disabled.